12 Mayıs 2009 Salı

fallokrasiye yönelen tehdit ile verilen bir taviz arasında: cindy sherman'a bakmak


Cindy Sherman, çoğunlukla kendini fotoğraflayarak oluşturduğu “Untitled Film Stills” ile sanat çevrelerinin dikkatini üzerine çektiği günden beri, postmodern sanat, teori, feminizm vs ile ilgili bir çok tartışmanın da odağına yerleşti. Sanatçının modernizm ile postmodernizm arasındaki konumu; eseri ve eserinin muğlaklığı karşısındaki suskunluğunun nasıl yorumlanması gerektiği; “eril bakış” ile yansıtılan bu kadın stereotiplerinin eril bakışı gerçekten yapısökümüne mi uğrattığı, yoksa hâlâ “bakılacak” bir feminenliği mi temsil ettiği.... eleştirmenlerin bu sorulara verdiği cevaplar hayli çelişkili. Kimi eleştirmenler Untitled Film Stills serisini “Sinema endüstrisinin bolca örneklediği istismar edilen, kurbanlaştırılan ve fetişleştirilen kadın tiplemesinin bir yeniden üretimi” olmakla eleştirirken, postyapısalcı teoriyi sanat eleştirisine taşıyan Rosalind Krauss, bu serinin temsili değil simulakral olduğunu ileri sürerek Sherman’ı savunuyordu.


Sherman’ın porno dergilerinden esinlenerek hazırladığı “yatay seri”, dikey, fallik metaforların kullanılmasına karşı yataylığa yaptığı vurgulu nedeniyle, yine Rosalind Krauss gibi eleştirmenlerin takdirini kazanırken, bu fotoğraflarda yatay bir eğimle görüntülenen kadın figürünün geleneksel eril bakışın ürettiği pasif/zayıf/kırılgan kadın figürünün replikası olduğunu düşünenler de mevcuttu.


Yatay seriyi takip eden “fairy tale”de ise Sherman, pasif/incinebilir kadın imgesi yerine grotesk bedenleri -cadı, iblis, hadım eden kötü kadın- kullandı. Ancak, tüm bu figürlerin (cadı, hadım eden kadın, femme fatale) pasif/kırılgan kadın stereotipinin diğer yüzünü temsil ettiği ve aynı eril bakış ile üretildiğini ileri süren Nadine Lemmon gibi eleştirmenler, bu fotoğraflarda yıkıcı bir yan bulmamızı sağlayan şeyin, eserin kendisinde saklı bir provokatif nitelik olmadığını, öncesinde de zaten öyle düşünüyor olduğumuz için, yani eserle belli bir eleştirel pozisyondan ilişkilendiğimiz için ona yıkıcı bir nitelik atfettiğimizi söylüyor. Parodi ve ironi söz konusu olduğunda hep mevcut olan tehlikeler var Sherman’ın eserinde, Lemmon’a göre: Eleştirel olmayan bir izleyicinin gözünde bu eserler kadının yeniden nesneleştirilmesine hizmet edebilir. Örnek de veriyor Lemmon. Katologa yazılan yazılardan birinde, yorumcu, “dişil kırılganlığı yansıtıp, böylelikle maskülen koruma güdülerini tetiklemiş olduğu” için içtenlikle tebrik ediyor Sherman’ı!!!

Bir diğer tehlike ise, eleştirel olanlarımızı bile, cadının, femme fatale’ın ve eril bakış tarafından yaratılıp kurbanlaştırılan diğer fantezi kategorilerinin kendi başına özgürleştirici ya da muhalif bir nitelik arz ettiğine inanmaya sevk edebilmesi.


Sherman, “fairy tale”in devamında, daha parçalı bir feminenliğin göstergelerinden yararlandı (yırtık elbiseler, protezler, kan, kusmuk). Bu son seri, grotesk ya da komik bir gerçekçilik ile bir anlam ve kategori krizine yol açtığı; bir dizi erotik senaryo ile somut, kültürel olarak verili eril/dişil, gay/straight, organik/inorganik sınırlarını alt üst ettiği söylenerek feminist çevrelerce de onaylandı: Tüm bu ikilikler eserin muğlaklığı içinde birbirine karışmaktaydı; bu seri ile birlikte, Gerçek’in alanında yer alan, söylem dışı bir bedene ulaşmıştı Sherman. Gerçek, tanımı gereği temsil edilemeyeceğinden, ona başka araçlarla –abject, korku nesnesi, grostesk gibi- ulaşılması gerekiyordu ve Sherman’ın yaptığının tam da bu olduğuna inanılıyordu: Kristeva’nın, “temiz ve düzgün” bir beden anlayışını tehdit eden abject teorisi ile ilişkili görsel malzeme sağlıyordu. Ancak, Kristeva’ya göre “...abjeksiyona, temiz olmayış ya da sağlıksızlık değil, kimliği, sistemi, düzeni tehdit eden şey yol açar. Sınırlara, pdurumlara, düzene saygı duymayan şey”. Eğer Sherman, eseri üzerine verdiği az sayıdaki röportajlardan birinde, dolaylı olarak, düzeni tanıdığını ifade etmesiydi, bu görsel malzeme ile, gerçekten politik güçlenmeye, sınırlayıcı kadınlık dilinden kendini ayırmaya doğru bir adım attığı düşünülebilirdi. Oysa, Sherman’ın kendi açıklaması bu yorumu zorlaştırıyor:

“Sadece şoke edici olmak istedim.”


Kurumlaşmış şok... Araçsallaştırılmış şok... Hiçbir şey, etkililiğini şoktan –özellikle, stratejik olarak kullanılan şoktan- daha çabuk kaybedemez, diyor Lemmon ve ekliyor: “bu yaklaşımla gerçeğin sadece estetize edildiği söylenebilir.....Sherman’ın fotoğraflarının halen alegorik olarak mimetik kadın gösterenleri ile yüklü olduğu ve fotoğrafın dilsel yapılarının değiştirilmemiş olduğu düşünülürse, bu fotoğraflarda ...mimetik temsilin koşullarının ve sınırlarının açığa vurulduğu iddiası da abartılı bir iddia gibi görünüyor”

Belki, gelinen noktada şunu sormak daha anlamlı: Önceden yadırgatıcı olanın, artık yeni bir metaya, pazarlanabilir şık bir ürüne dönüşme; “muğlaklığın”, bir sınır ihlali olmaktan çıkıp bir diğer sınır halini alma, eleştirel sorgulamayı açmak yerine yeni bir mistifikasyona hizmet etme ihtimali karşısında esere/eser sahibine, eserin alımlayıcısına ve teoriye düşen sorumluluk nedir?
Kaynaklar: